Şehrin gürültüsünden sıyrılıp Sandıklı’nın o kendine has vakarına
sığındığımız bir Cuma sabahı daha...
Ulu Camii’nin gölgesi çarşıya düşerken, Hisar Tepesi’nden aşağı
süzülen rüzgâr aslında bize çok şey fısıldıyor.
Cuma, biz müslümanlar için bir "durup düşünme" durağıdır.
Peki, biz Sandıklılılar olarak bu durakta ne kadar soluklanabiliyoruz?
Sokaklarda, istasyon Caddesinde, Yunus Emre Bulvarında, bedesten
de bir telaştır gidiyor.
"Hayırlı Cumalar" sözü dillerde pelesenk olmuş durumda; ama kalp
lerimizde ne kadar yer buluyor?
Birbirimize selam verirken sadece dudaklarımız mı hareket ediyor,
yoksa gönül kapılarımızı da aralıyor mu?..
Sandıklı’nın o meşhur yardımlaşma ruhu, o eski "esnaf duası" sami
miyeti bugün modern dünyanın hırsları arasında ne durumda?
Termal sularımız bedeni arındırıyor, şifa veriyor; peki ya ruhumuz?
Cuma namazı için saf tuttuğumuzda, sadece yan yana duran beden
ler miyiz, yoksa omuz omuza vermiş bir kardeşlik toplumu mu?
Yunus Emre’nin bu topraklara bıraktığı o "Biz gelmedik kavga için,
bizim işimiz sevgi için" mirasını, sadece tabelalarda mı yaşatıyoruz
yoksa komşumuzun derdinde de hissediyor muyuz?
Aslında Sandıklı’nın her sokağı bir hatırlatıcıdır.
Hüdai Kaplıcaları’ndaki o kaynayan su, sadece yerin altındaki ısıyı
değil, bu milletin özündeki merhamet sıcaklığını temsil eder. Fakat
bazen gündelik geçim derdi, bazen de bitmek bilmeyen dünya hırsı, bu
sıcaklığı hissetmemize engel oluyor.
Cuma ezanı okunduğunda dükkanın kepengini indirirken, gönül kapı-
mızı da dünyaya kapatıp sonsuzluğa açabiliyor muyuz?
Bu Cuma, camiden çıkarken sadece ayakkabılarımızı değil, zihnimiz
deki önyargıları da dışarıda bırakmayı denesek...
Yunusemre mahallesin’den, Zafer mahallesine kadar bu toprakların
mayasında olan o kadim hoşgörüyü yeniden hatırlasak. Bir yetimin başı-
nı okşamanın, bir yaşlının elini öpmenin, "nasılsın" diye sorulan samimi
bir sorunun; binlerce liralık ticari başarıdan daha büyük bir "nasip" oldu-
ğunu idrak etsek.
Unutmayalım ki; gerçek bereket sadece kazandığımız parada değil,
bölüştüğümüz ekmekte, dürüst tarttığımız terazide ve ettiğimiz içten bir
duadadır.
Şifa şehrinin insanları olarak, önce birbirimizin yaralarına merhem
olmayı öğrenmeliyiz.
Huzurunuz, şifanız ve kardeşliğiniz daim olsun..
Hayırlı CUMALAR…